2022 – Volume 2 Issue 1

You can click on the cover of our journal to access the entire journal.


Volume: 2 Issue: 1 Year: 2022

Research Article

Effect of Experimental Morphine Dependence and Morphine Withdrawal on Bladder Smooth Muscle Contraction

Rabia SOLAK, Faik ÖZDENGÜL, Zülfikare Işık SOLAK GÖRMÜŞ, Oğuzhan YAYLALI, Hasan BAKAY

Pages: 1-10

Publication Language: Turkish

Article Summary | Full Text PDF


Relations of Cyber Bullying Sensitivity to Perceived Social Support and to Parent and Peer Attachments in High School Students

Mihriban KIRCALLIOĞLU, Filiz ORHON

Pages: 11-29

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF


The Relationship Between Attachment Styles and Willingness to Cooperate with Robots: Mediating Effects of Nursing Students’ Belief About Human Nature and Trust in Robots

Serkan EREBAK, Necla KASIMOĞLU

Pages: 30-47

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF

Review Article

Do Individual Selective Serotonin Reuptake Inhibitors Used During Pregnancy Show Any Differences in The Risk of Neonatal and Childhood Outcomes: An Overview

Faruk UGUZ, Sena KARACA

Pages: 48-62

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF


The Role of Endoplasmic Reticulum Stress in Psychiatry

Mustafa KARAAĞAÇ

Pages: 63-74

Publication Language: Turkish

Article Summary | Full Text PDF

Case Report

A Neuropsychiatric Manifestation: A Case Report of Delirious Mania

Zakire Kübra AKSOY, Şule Nur CEYHAN, Figen GÜNEY, Faruk UGUZ

Pages: 75-80

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF


Nöropsikiyatrik Bir Tablo: Deliryöz Mani Olgu Sunumu

Zakire Kübra AKSOY1 , Şule Nur CEYHAN2 , Figen GÜNEY3 , Faruk UGUZ4

ÖZ


Bilinç bulanıklığı, oryantasyonda bozulma, gün içerisinde dalgalı seyir gibi deliryum belirtileri, mani, katatoni ve/veya psikoz semptomları ile birlikte görüldüğünde deliryöz mani akla gelmelidir. Deliryöz maninin klinik prezantasyonu saatler ve günler içerisinde başlayıp hızlı progresyon gösterir. Burada 65 yaş kadın hastanın geçirmiş olduğu subakut-kronik dönem serebrovasküler olay sonrası konfüzyon ve oryantasyon bozukluğu nedeniyle nöroloji servisinde tetkik edilirken mani belirtilerinin ortaya çıkışı ve tedavi süreci ele alınmaktadır. Nöroloji ve psikiyatri branşlarının işbirliği ile deliryöz mani tanısı koyulan hastaya birkaç saat içerisinde EKT uygulanmış ve ilk EKT’den itibaren dramatik yanıt gözlenmiştir. Daha önce bipolar bozukluk öyküsü olmayan hastaya EKT sonlandırıldıktan sonra duygudurum düzenleyici olarak valproik asit başlanmıştır. Hasta halen bipolar bozukluk yönünden remisyonda olup düzenli olarak takip ve tedavisine devam etmektedir. Nadir görülen deliryöz mani tablosu nöropsikiyatrik bir tablo olup, tedavi edilmediğinde ölümcül olabileceğinden klinisyenlerin bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Deliryöz Mani, Serebrovasküler Olay, Katatoni, Psikoz, Deliryum, Mani

A Neuropsychiatric Manifestation: A Case Report of Delirious Mania


ABSTRACT
Delirious mania should be considered when symptoms of delirium such as blurred consciousness, disorientation, and fluctuating course during the day are accompanied by symptoms of mania, catatonia, and/or psychosis. The clinical presentation of delirious mania begins within hours and days and progresses rapidly. Here, the appearance of mania symptoms and the treatment process of a 65-year-old female patient while being examined in the neurology service due to confusion and disorientation after a subacute-chronic period cerebrovascular accident are discussed. With the cooperation of neurology and psychiatry branches, ECT was applied to the patient who was diagnosed with delirious mania within a few hours, and a dramatic response was observed from the first ECT. After ECT was terminated, valproic acid was started as a mood stabilizer in the patient who had no history of bipolar disorder before. The patient is still in remission in terms of bipolar disorder and continues to be followed up and treated regularly. Clinicians should be careful in this regard, as delirious mania, which is rare, is a neuropsychiatric condition and can be fatal if left untreated.

Keywords: Delirious Mania, Cerebrovascular Event, Catatonia, Psychosis, Delirium, Mania


1Arş. Gör, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, Konya, Türkiye, kubra_aksoy_589@hotmail.com
2Arş. Gör, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, Konya, Türkiye, sulenurceyhan@gmail.com
3Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı, Konya, Türkiye, guneyfigen@yahoo.com.tr
4Prof., Medova Hastanesi, Konya, Türkiye, farukuguz@gmail.com

Endoplazmik Retikulum Stresinin Psikiyatrideki Yeri1

Mustafa KARAAĞAÇ2

ÖZ
Psikiyatrik hastalıkların etyolojisinde bugüne kadar hücre içi çeşitli patofizyolojik mekanizmalar araştırma konusu olmuştur. Endoplazmik retikulum, hücre içinde bulunan ve bazı önemli homeostatik süreçlerde yer alan bir organeldir. Endoplazmik retikulum stresi, çeşitli uyaranlar sonucunda bu homeostatik mekanizmalarda meydana gelen değişimleri ifade etmektedir. Endoplazmik retikulum stresi bugüne kadar birçok hastalık için araştırma konusu olmuştur. Bu derlemede, psikiyatrik hastalıkların oluşumunda endoplazmik retikulum stresinin etkisinin güncel literatür verileri doğrultusunda tartışılması, olası patofizyolojik mekanizmaların aydınlatılması ve yeni tedavi seçeneklerinin geliştirilmesi hususlarında yapılacak çalışmalara ışık tutması amaçlanmıştır.


Anahtar Kelimeler: Endoplazmik Retikulum, Stres, Psikiyatri

The Role of Endoplasmic Reticulum Stress in Psychiatry


ABSTRACT
Various intracellular pathophysiological mechanisms have been the subject of research in the ethology of psychiatric diseases so far. The endoplasmic reticulum is an organelle located inside the cell and involved in some essential homeostatic processes. Endoplasmic reticulum stress refers to the changes that occur in these homeostatic mechanisms due to various stimuli. Endoplasmic reticulum stress has been the subject of research for many diseases until today. This review aims to discuss the effect of endoplasmic reticulum stress in the formation of psychiatric diseases in line with current literature data, illuminate possible pathophysiological mechanisms, and shed light on the studies to be done on the development of new treatment options.

Keywords: Endoplasmic Reticulum, Stress, Psychiatry


1Bu çalışma Prof. Dr. Mehmet Ak danışmanlığında yürütülen Mustafa Karaağaç’ın tıpta uzmanlık tezinden üretilmiştir.
2Uzm. Dr., Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Birimi, Karaman, Türkiye, mustafa.karaagac@yahoo.com

Do Individual Selective Serotonin Reuptake Inhibitors Used During Pregnancy Show Any Differences in The Risk of Neonatal and Childhood Outcomes: An Overview

Faruk UGUZ1 , Sena KARACA2

ABSTRACT
This review summarizes current data on the risk of neonatal and childhood outcomes associated with maternal use of individual selective serotonin reuptake inhibitors (SSRIs) during pregnancy. Research articles and meta-analyses published in English language and curated in PubMed between January 2005 and April 2020 were screened. Based on limited available data, compared to others, slightly higher risks associated with individual SSRIs are as follows: paroxetine for preterm birth, escitalopram for low birth weight, sertraline and paroxetine for spontaneous abortion, fluoxetine for persistent pulmonary hypertension and fluoxetine and paroxetine for poor neonatal adapdation syndrome. Sertraline for persistent pulmonary hypertension and sertraline and paroxetine for autism spectrum disorders may be relatively safer compared to the other SSRIs. The current evidence is inadequate for definitive conclusions. Futher multicenter comparative studies are urgently needed.


Keywords: Antidepressants, Pregnancy, Preterm Birth, Low Birth Weight, Spontaneous Abortion

Gebelikte Bireysel Kullanılan Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri Yenidoğan ve Çocukluktaki Riskler Açısından Farklılık Gösteriyor Mu: Genel Bakış


ÖZ
Bu derleme, hamilelik sırasında seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSRI’lar) annede bireysel kullanımıyla ilişkili yenidoğan ve çocukluktaki sonuçların risklerine ilişkin mevcut verileri özetlemektedir. Ocak 2005 ile Nisan 2020 arasında İngilizce ve PubMed’de yayınlanan araştırma makaleleri ve meta-analizler tarandı. Sınırlı mevcut verilere göre, diğerlerine kıyasla, bireysel SSRI’larla ilişkili biraz daha yüksek riskler şu şekildedir: erken doğum için paroksetin, düşük doğum ağırlığı için essitalopram, spontan düşük için sertralin ve paroksetin, kalıcı pulmoner hipertansiyon için fluoksetin ve zayıf yenidoğan adaptasyon sendromu olanlar için fluoksetin ve paroksetin. Kalıcı pulmoner hipertansiyon için sertralin ve otizm spektrum bozuklukları için sertralin ve paroksetin diğer SSRI’lara kıyasla nispeten daha güvenli olabilir. Mevcut kanıtlar kesin sonuçlar için yetersizdir. Daha fazla çok merkezli karşılaştırmalı çalışmalara acilen ihtiyaç vardır.


Anahtar Kelimeler: Antidepresanlar, Gebelik, Erken Doğum, Düşük Doğum Ağırlığı, Spontan Abortus


1Prof., Medova Hospital, Konya, Turkey
2M.D., Necmettin Erbakan University, Meram Medical Faculty, Department of Psychiatry, Konya, Turkey, sena-karaca@hotmail.com

The Relationship Between Attachment Styles and Willingness to Cooperate with Robots: Mediating Effects of Nursing Students’ Belief About Human Nature and Trust in Robots

Serkan EREBAK1 , Necla KASIMOĞLU2

ABSTRACT
Organizations providing healthcare services adopt modern technologies to improve the quality of the services they offer. Deploying the human-robot cooperation process in organizations is a challenge and organizations need to prepare their employees for the process. A single individual characteristic may be a variable that affects an employee’s adoption process. To learn whether individual characteristics affect this process, this paper examined how nursing students’ attachment styles have an effect on the human-robot cooperation process and whether beliefs about human nature have a mediation effect on how nursing students perceive robots. The study investigated how trust in robots affects attachment styles and the willingness to cooperate with robots. Nursing students filled out paper-based surveys in classrooms. Data were analyzed via Pearson product-moment correlations and PROCESS macro. The mediation hypotheses were supported with significant results. In human-robot cooperation, the human operator’s character may affect the entire process. Therefore, studies are needed to focus on the effects of individual factors on the adoption of these technologies.


Keywords: Attachment Styles, Human-Robot Interaction, Human Nature, Robots, Trust

Bağlanma Stilleri ile Robotlarla İşbirliği Yapma İsteği Arasındaki İlişki: Hemşirelik Öğrencilerinin İnsan Doğasına İlişkin İnançları ve Robotlara Güvenlerinin Aracı Etkileri


ÖZ
Sağlık hizmeti sunan kuruluşlar, sundukları hizmetin kalitesini artırmak için modern teknolojileri edinmektedir. Organizasyonlarda insan-robot işbirliği sürecini sağlamak zorlu bir aşamadır. Bu kuruluşların çalışanlarını bu sürece hazırlaması gerekir. Kişilik özellikleri bu teknolojileri benimseme sürecini etkileyen bir değişken olabilir. Bu çalışmada, bazı bireysel özelliklerin bu süreci etkileyip etkilemediğini öğrenmek için, hemşirelik öğrencilerinin bağlanma stillerinin nasıl bir etkiye sahip olduğunu ve insan doğasına dair inancın insanların robotlara dair algısı üzerinde aracılık etkisinin olup olmadığını incelenmiştir. Robotlara duyulan güvenin bağlanma stillerini ve robotlarla işbirliği yapma istekliliğini nasıl etkilediği de araştırılmıştır. Hemşirelik öğrencileri sınıflarda anketleri doldurmuştur. Veriler, Pearson çarpım-moment korelasyon katsayısı ve PROCESS makro ile analiz edilmiştir. Aracılık hipotezleri desteklenmiştir. İnsan-robot işbirliğinde, bireyin karakteri tüm süreci etkileyebilir. Bu nedenle, bu teknolojilerin benimsenmesinde bireysel faktörlerin etkilerine odaklanmak için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, İnsan-Robot Etkileşimi, İnsan Doğası, Robotlar, Güven


1Ph.D., Turkish Management Sciences Institute – TUBITAK, Kocaeli, Turkey
2Asst. Prof., Erzincan Binali Yıldırım University, Faculty of Health Sciences, Erzincan, Turkey

Relations of Cyber Bullying Sensitivity to Perceived Social Support and to Parent and Peer Attachments in High School Students1-2

Mihriban KIRCALLIOĞLU3 , Filiz ORHON4

ABSTRACT
Growing evidence has shown the importance of cyberbullying sensitivity in
preventing cyberbullying in adolescence. Yet, limited research has examined the relations of cyberbullying sensitivity to perceived social support as well as to attachment with parents and peers. The aim of this study was to examine the
relations of cyberbullying sensitivity to sociodemographic characteristics, internet usage characteristics, perceived social support, and parental and peer attachment in high school students. The present study was a cross-sectional school survey to which a total of 831 adolescents were admitted (505 males and 326 females; mean age, 16.13 years). The adolescents completed some forms and scales, including a Personal Information Questionnaire, the Cyber Bullying Sensitivity Scale (CSS), theMultidimensional Perceived Social Support Scale (MPSSS), and the Parent and Peer Attachment Inventory (IPPA). The resulting findings showed that 74.6% of participants had daily internet access. In this context, it was found that household rules for internet use were less strict among those participants who were comparatively older or were attending higher classes. It was also determined that students with high social support and parental attachment scores spent less time on the internet. Girls’ scores for CSS, friend support, and peer attachment were found higher than those found in the boys. A positive correlation was established between the CSS scores and theMPSSS and IPPA scores. Social support and attachment of the group with a reportedly better school achievement were found significantly higher than those found in other groups. Gender, family income, and family support were determined as the predictive factors with respect to cyberbullying sensitivity. In conclusion, social support and positive communication with parents and peers may be effective factors in preventing the risks of problematic internet use and of exposure to cyberbullying in adolescence.


Keywords: Adolescent, Attachment, Cyber Bullying, Perceived Social Support, Sensitivity


Lise Öğrencilerinde Siber Zorbalık Duyarlılığının Algılanan Sosyal Destek ve Ebeveyn ve Akrana Bağlanma ile İlişkisi


ÖZ
Artan kanıtlar, ergenlik döneminde siber zorbalığın önlenmesinde siber zorbalık duyarlılığının önemini göstermiştir. Bununla birlikte, sınırlı sayıda araştırma, siber zorbalık duyarlılığı ile algılanan sosyal destek ve ebeveynler ve akranlarla bağlanma arasındaki ilişkileri incelemiştir. Bu çalışmanın amacı, lise öğrencilerinde siber zorbalık duyarlılığı ile sosyodemografik özellikler, internet kullanım özellikleri, algılanan sosyal destek ve ebeveyn ve akrana bağlanma arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma, 831 ergen (505 erkek ve 326 kadın; ortalama yaş, 16.13 yıl) ile yapılan kesitsel bir okul anket çalışmasıdır. Ergenler, Kişisel Bilgi Anketi, Siber Zorbalık Duyarlılık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveyn ve Akran Bağlanma Envanteri’ni içeren form ve ölçekleri doldurmuştur. Bulgular, katılımcıların %74,6’sının her gün internet erişimine sahip olduğunu göstermiştir. Katılımcıların yaş ve sınıf düzeyi arttıkça evde internet kullanımına ilişkin kural/kısıtlamanın azaldığı bulunmuştur. Sosyal destek ve ebeveyne bağlanma puanları yüksek olan öğrencilerin internette daha az zaman geçirdikleri belirlenmiştir. Kızların siber zorbalık duyarlılık puanları, arkadaş desteği puanları ve akrana bağlanma puanları erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Siber zorbalık duyarlılık puanları ile sosyal destek ve bağlanma puanları arasında pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Okul başarısının daha iyi olduğunu bildiren grubun sosyal destek ve bağlanma puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyet, aile geliri ve aile desteği siber zorbalık duyarlılığını yordayıcı faktörler olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, ergenlik döneminde problemli internet kullanımı ve siber zorbalığa maruz kalma risklerini önlemede sosyal destek ve ebeveyn ve akranlarla olumlu iletişim etkili faktörler olabilir.


Anahtar Kelimeler: Siber Zorbalık, Ergen, Bağlanma, Algılanan Sosyal Destek, Duyarlılık


1This study was produced from Ankara University Forensic Sciences Institute, Forensic Psychology Master’s thesis titled “Evaluation of cyberbullying sensitivity in high school students in terms of sociodemographic characteristics, perceived social support and parent and peer relations: The case of Çerkezköy District in Tekirdağ” conducted by Mihriban KIRCALLIOĞLU under the supervision of Prof. Dr. Filiz Orhon.
2This study has been presented as an oral presentation in 2nd International Eurasian Congress of Social Pediatrics & 6th National Congress of Social Pediatrics (Mihriban Kırcallıoğlu, Filiz Şimşek Orhon. Evaluation of Cyber Bullying Sensitivity in High School Students in Terms of Sociodemographic Characteristics, Perceived Social Support and Parent and Peer Relations. 2nd International Eurasian Congress of Social Pediatrics & 6th National
Congress of Social Pediatrics, online congress, November 26-29, 2020).
3Expert Psychologist, Çorlu Public Hospital, Çorlu, Tekirdağ, Turkey, mihriban.kircallioglu@hotmail.com
4MD, MS, Prof., Ankara University Faculty of Medicine Department of Pediatrics, Division of Social Pediatrics, Ankara, Turkey, simsekfiliz@hotmail.com

Deneysel Morfin Bağımlılığının ve Morfin Çekilmesinin Mesane Düz Kas Kontraksiyonuna Etkisi

Rabia SOLAK1, Faik ÖZDENGÜL2, Zülfikare Işık SOLAK GÖRMÜŞ3, Oğuzhan YAYLALI1, Hasan BAKAY4

ÖZ
Morfinin renal fonksiyonlar ve mesane üzerine etkileri araştırılmış olmakla birlikte morfinin uzun süreli kullanımı sonucu oluşan bağımlılık ve buna bağlı yoksunluk sendromunun mesane üzerinde farklı etki oluşturup oluşturmadığı henüz çalışılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, morfin bağımlılığının ve morfin yoksunluğunun mesane düz kası üzerine olan etkisini araştırmaktır.Çalışmaya alınan yetişkin erkek Wistar-Albino ratlar (n:30) rastgele 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna 7 gün boyunca 10 mg/kg %0.9 NaCl çözeltisi cilt altı yoldan enjekte edildi. Benzer şekilde, morfin ve morfin yoksunluğu grubuna ise 10 mg/kg morfin verildi. Son enjeksiyondan 2 saat sonra morfin yoksunluğu grubuna intraperitoneal yoldan 3 mg/kg nalokson verilirken, kontrol ve morfin gruplarına %0.9 NaCl verildi ve yarım saat boyunca hayvanların davranışları gözlendi. Sonrasında ise izole organ banyosunda gerimlerini kaydetmek amacıyla hayvanların mesaneleri ayrıldı. Morfin çekilmesi grubundaki sıçanlarda morfin yoksunluk davranışları gözlemlenmiştir. Grupların mesane kontraksiyonları incelendiğinde ise gerim değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, morfin bağımlılığı oluşturulmuş sıçanlarda yapılan çalışma sonucunda morfin bağımlılığı ya da morfin yoksunluğunun mesane kontraksiyonlarını etkilemediği görülmüştür.

Anahtar Kelimeler: İzole Organ Banyosu, Kontraktilite, Mesane, Morfin Bağımlılığı, Nalokson

Effect of Experimental Morphine Dependence and Morphine Withdrawal on Bladder Smooth Muscle Contraction


ABSTRACT
Although the effects of morphine on renal functions and bladder have been investigated, it has not been studied yet whether the long-term morphine dependence and related withdrawal syndrome have a different effect on the bladder. Aim of the study is to investigate the effects of morphine addiction and morphine withdrawal on bladder smooth muscle. Adult male Wistar-Albino rats (n:30) included in the study were randomly divided into 3 groups. 10 mg/kg 0.9% NaCl solution was injected subcutaneously once a day for 7 days. 10 mg/kg morphine was injected subcutaneously once a day for 7 days in morphine and morphine-withdrawal group. After two hours of the last injections, 3 mg/kg 0.9% NaCl solution was injected intraperitoneally in both control and morphine groups, while 3 mg/kg naloxone for morphine-withdrawal group. Then the behavior of the animals was observed for thirty hours. Afterwards, the bladders were rapidly extracted and their tension was recorded in the isolated organ bath. Morphine withdrawal behaviors were observed in rats in the morphine withdrawal group. When the bladder contractions of the groups were examined, no statistically significant difference was found between the tension values (p>0.05). In summary the study carried out in rats with morphine addiction, it was observed that being addicted to morphine or being on morphine withdrawal did not affect bladder contractions.

Keywords: Isolated Organ Bath, Contractility, Bladder, Morphine Addiction, Naloxone


1Yüksek Lisans Öğrencisi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Konya, Türkiye
2Dr. Öğr. Üyesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Fizyoloji AD, Konya, Türkiye
3Doç. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Fizyoloji AD, Konya, Türkiye
4Uzm. Dr., Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü, Nizip Devlet Hastanesi, Psikiyatri Birimi, Gaziantep, Türkiye

2021 – Volume 1 Issue 1

You can click on the cover of our journal to access the entire journal.


Volume: 1 Issue: 1 Year: 2021

Research Article

Investigation of Secondary School Students’ Psychological Resilience Levels in Terms of Attachment Styles and Emotion Regulation Skills

Özgür KIR, Hatice İrem ÖZTEKE KOZAN, Hayri KOÇ

Pages: 1-17

Publication Language: Turkish

Article Summary | Full Text PDF

Review Article

Emotion Regulation in Intergroup Conflicts: A Review Article

Ayşe Gül İÇİN

Pages: 26-45

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF


Mental Health Practices and Roadmap in Prison Population with World Examples

Burak AMİL, Yasin Hasan BALCIOĞLU, Fatih ÖNCÜ

Pages: 46-76

Publication Language: Turkish

Article Summary | Full Text PDF


An Overview of Emotion-Focused Therapy

Özge ENEZ

Pages: 77-95

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF

Case Report

The First Manic Episode Post-Covid-19 of A Patient with Tuberous Sclerosis: Case Report

Ahmet BUĞRUL, Ayşegül METİN, Sena KARACA, Zehra AVAN, Nazmiye KAYA

Pages: 18-25

Publication Language: English

Article Summary | Full Text PDF


AN OVERVIEW OF EMOTION-FOCUSED THERAPY

Özge ENEZ1

ABSTRACT

Emotion-focused therapy is an integrative approach based on humanistic-experiential therapy such as client-centered therapy and Gestalt therapy, attachment theory, and family systems theory. Emotion-focused therapy emphasizes the importance of emotions in psychotherapy and emotions are seen as the main components of interventions. It provides a unique framework for working with emotional processes, and use targeted techniques to trigger and transform clients’ emotional experiences. This review paper mainly aimed to address the fundamental aspects of emotion-focused therapy and emphasize the importance of emotion-focused therapy for clients and clinicians by providing information about the basic principles of emotion-focused therapy, the stages of the therapy process, fundamental emotion-focused therapy techniques, and the psychological problems in which emotion-focused therapy is effective. Considering that emotion-focused therapy is a relatively less applied approach compared to the other approach and emotion-focused therapy studies are relatively rare in the literature, this review paper may enable emotion-focused therapy to become a more frequently applied approach in clinics in Turkey and increase research on it.

Keywords: Emotion, Emotion Assessment, Emotion Regulation, Emotion Schemas, Emotion-Focused Therapy

DUYGU ODAKLI TERAPİYE GENEL BİR BAKIŞ

ÖZ

Duygu odaklı terapi; hümanistik-deneyimsel terapiye dayalı (örneğin; danışan merkezli terapi, Gestalt terapi, bağlanma teorisi ve aile sistemleri teorisi) bütünleştirici bir yaklaşımdır. Duygu odaklı terapi, psikoterapide duyguların önemini vurgular ve duygular, müdahalelerin ana bileşenleri olarak değerlendirilir. Duygu odaklı terapi duygusal süreçlerle çalışmak için benzersiz bir çerçeve sağlar ve danışanların duygusal deneyimlerini tetiklemek ve dönüştürmek için hedefe yönelik teknikler kullanır. Bu derleme makalesi, duygu odaklı terapinin temel ilkeleri, terapi sürecinin aşamaları, duygu odaklı terapi teknikleri ve duygu odaklı terapinin etkili olduğu psikolojik sorunlar hakkında bilgi vererek duygu odaklı terapinin temel yönlerini ele almayı ve danışanlar ve klinisyenler için duygu odaklı terapinin önemini vurgulamayı amaçlamıştır. Duygu odaklı terapinin diğer yaklaşımlara göre nispeten daha az uygulanan bir yaklaşım olduğu ve literatürde duygu odaklı terapi çalışmalarının nispeten az olduğu göz önüne alındığında, bu derleme makalesi duygu odaklı terapinin Türkiye’deki kliniklerde daha sık uygulanan bir yaklaşım haline gelmesini ve duygu odaklı terapi konusundaki araştırmaların artmasını sağlayabilir.

Anahtar Kelimeler: Duygu, Duygu Değerlendirmesi, Duygu Düzenleme, Duygu Şemaları, Duygu Odaklı Terapi


1Lecturer Dr., Giresun University, Faculty of Education, Department of Guidance and Psychological Counseling, Giresun, Turkey, ozgeenez@gmail.com

CEZAEVİ POPÜLASYONUNDA DÜNYA ÖRNEKLERİYLE RUH SAĞLIĞI UYGULAMALARI VE YOL HARİTASI

Burak AMİL1, Yasin Hasan BALCIOĞLU2, Fatih ÖNCÜ3

ÖZ

Cezaevi popülasyonunda ruh sağlığı hizmetlerinin ve uygulamalarının önemi her geçen gün daha fazla artmaktadır. Gerek mahkûmların sağlık sorunlarının tespiti gerek cezaevlerinin huzur ve güven ortamının sağlanması gerekse suç işlemiş bireyleri yeniden suçtan uzak tutabilecek rehabilitasyon süreçlerinin devamlılığı açısından cezaevlerinde nitelikli ruh sağlığı hizmetine ulaşımın kolaylaşması gerekir. Cezaevlerinin kendine özgü koşul ve dinamiklerinden kaynaklanan birtakım güçlükler cezaevi popülasyonuna ruh sağlığı hizmetlerini ulaştırma açısından çeşitli sorunlar yaratabilir. Bununla birlikte dünyanın farklı ülkelerinde cezaevlerinde ruh sağlığı uygulamalarını başarıyla yürüten örnekler de mevcuttur. Uygar bir toplum düzeninin gereği olarak cezaevi ruh sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik insan hakları temelli ve bilimsel yöntemi esas alan kapsamlı politikalara ihtiyaç vardır. Bu politikaların oluşturulmasında konunun paydaşlarının görüşlerini içeren ve dünyadaki farklı uygulamaları harmanlayan bütünlüklü bir anlayış esas alınmalıdır. Ruh sağlığı hizmetlerine yönelik yürütücü organizasyon şemasıyla başlayan ve mahkûmla gerçekleştirilen ilk görüşmeden cezaevi sonrası müdahalelere kadar her basamağı ayrıntılı şekilde planlanmış bir politikanın cezaevlerinde yaşanan ruh sağlığı temelli sorunları en aza indireceği öngörülebilir. Ayrıca ruhsal bozuklukların türüne göre farklılaşan tanı ve tedavi süreçlerinin mahkûmlara sağlanabilmesi büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte kadın, çocuk ve yaşlı mahkûmlar, cinsel ya da yineleyici suç işleyenler ve toplumsal cinsiyete uymayan bireyler gibi özel gereksinimi olan grupların da kendilerine özgü ruhsal ihtiyaçlarının iyi bilinmesi ve bu ihtiyaçların olabildiğince karşılanması gerekir. Bütün bu hizmetleri uygulayacak nitelikli personelin eğitimi de cezaevlerinde ruh sağlığı hizmetlerinin niteliğinin artması açısından kilit noktalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıda da cezaevlerinde ruh sağlığı hizmetlerini geliştirmeye odaklanan bir yol haritasının sunulması amaçlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Adli Psikiyatri, Cezaevi Ruh Sağlığı, Cezaevi Hizmetleri, Mahkûm, Rehabilitasyon Psikiyatrisi

MENTAL HEALTH PRACTİCES AND ROADMAP IN PRISON POPULATION WITH WORLD EXAMPLES

ABSTRACT

The importance of mental health practices for the prison population is increasing day by day. Access to quality mental health services in prisons should be enhanced to identify health problems of prisoners, ensure peace and security of the setting and provide sustainable rehabilitation processes that can keep prisoners away from recidivism. A number of difficulties arising from the unique circumstances and dynamics of prisons can possess various problems in terms of delivering mental health services to the prison population. On the other hand, there are examples of successful mental health practices in prisons of different countries of the world. As a requirement of a civilized society, comprehensive policies based on human rights and scientific method are needed to improve prison mental health services. In the formation of these policies, a holistic understanding that includes the views of the addressees of the issue and blends different examples from the world should be taken as a basis. It can be envisaged that a policy that starts with the executive organization chart for mental health services and is planned in detail at every step, from the first interview with the prisoner to post-prison interventions, will minimize the mental health-based problems experienced in prisons. In addition, it is of great importance to provide prisoners with diagnosis and treatment processes that differ according to the type of mental disorders. In addition, an awareness should be raised for the needs of special groups such as women, children, elderly, sexual or repetitive offenders, or gender-nonconforming prisoners and their needs to be met. The training of qualified personnel who will implement all these services is one of the key points in terms of increasing the quality of mental health services in prisons. In this article, it is aimed to present a roadmap that focuses on improving mental health services in prisons.

Keywords: Forensic Psychiatry, Prison Mental Health, Prison Services, Inmate, Correctional Psychiatry


1Arş. Gör., Medipol Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye, bamil@medipol.edu.tr
2Uzm. Dr., Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Adli Psikiyatri Ünitesi, İstanbul, Türkiye, yhasanbalcioglu@gmail.com
3Prof. Dr., Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Adli Psikiyatri Ünitesi, İstanbul, Türkiye, fatihoncu@yahoo.com

en_USEnglish